Büyüklerin Küçük Prens’ten Öğrendiği 11 Hayat Dersi

Bu içerik 25th Haziran 2014 tarihinde admin tarafından yarın'dan sonrası yaşamlar ... kategorisine eklenmiştir.

Şanslı olanların çocukken tanıştığı, bu yazıyı yazan gibi çok geç tanışanların hayran olduğu, asla çocuk kitabı olmayan çocuk kitabı: Küçük Prens. Barındırdığı felsefelerle her yıl, her yaş tekrar okunması gereken, her okunduğunda kişiye yeni bir yol açan, farklı bir algı yaratan Saint-Exupéry’nin şaheseri.

“Hiç kimsenin kitabımı özensizce okumasını istemem doğrusu. Bu anılarımı yazarken çok üzüntülü anlar yaşadım. Arkadaşım koyunu ile birlikte beni bırakıp gideli tam 6 yıl oldu. Onu burada anlatmaya çabalıyorsam, bu biraz da onu unutmamak için. Arkadaşı unutmak çok üzücü bir şey. Herkesin arkadaşı olmamıştır. Arkadaşımı unutursam, kendimi o sayılardan başka bir şeye değer vermeyen büyükler gibi hissederim sonra…” Saint-Exupéry

Dünya çapında 140 milyon kopya satan “Küçük Prens” okuyanı yetişkinliğe hazırlayan derslerle dolu. Kitap sadece çocuklara nasıl ‘yetişkin’ olunuru öğretmiyor, yetişkinlere de nasıl “iyi” yetişkin olunuru hatırlatıyor.

“Le Petit Prince”in bizi nasıl yetişkinliğe hazırladığını hatırlayalım istedik sadece. Huzurlarınızda Küçük Prens’in büyüklere verdiği 11 hayat dersi…

Bakmaya değil, görmeye çalış

fil-yutan-boa
Çöldeki pilot fil yutmuş bir boa yılanı çizdiğinde, etrafındaki büyükler bir şapka gördü. Büyüklerin yorumları cansız ve donuk, hayalgüçleri ise çoktan onları terk etmişti. Yetişkinler görmeyi ve hissetmeyi terk ettiği için pilot bu muhteşem kariyerinden vazgeçti.

Gerçek duygularını saklamak daha önemli şeylere bedel olabilir

gezegendeki-gul
Küçük prens beslediği ve baktığı gülüne yeni gezegenler keşfetmek istediğini ima ettiğinde, gülü ona ihtiyacı olmadığını ve kendi başına idare edebileceğini iddia etti. Küçük Prens, gülün saçma davranışlarının sebebinin incinmesi olduğunu farketmesine rağmen onu terk etti.

Başkalarını değil kendini yargıla

kendini-begenmis-kral
İlk uğradığı gezegende, tüm gezegen nüfusunu kaplayan ve kendini her şeyin hükümdarı sanan kralla tanıştı. Küçük Prens ne yaptığını tam olarak kavrayamasa da kral ona kendini yargılamanın başkalarını yargılamaktan çok daha zor ve çok daha önemli olduğunu öğretti.

Birey olmak kendini yargılamaktan geçiyor.

Kibirli olma

palyaco-kucuk-prens
İkinci gezegende Küçük Prens’i kendini beğenmiş, zamanını başkalarının hayranlığını arayarak geçiren kibirli bir adam karşıladı.

Başkalarının hayranlığını kazanmak için yaşıyorsan kendin için asla yaşamayazsın. Ve sadece kendin için yaşıyorsan, kimse seni sevmez ve seninle ilgilenmez.

Unutmak için içmek berbat ve zayıf bir çabadır

unutmak-icin-icmek
Unutmak için içen ayyaş adam utandı. Ayyaş utandı çünkü içiyordu. Küçük Prens, çiçek ekmek gibi çok daha heyecan verici şeyler yapmak varken gününü içerek geçiren adamı garipsedi.

Bizim için büyümek sonsuz bir kısır döngüdür ve büyümek her zaman kederlidir.

Kendini asla fazla ciddiye alma

kendini-ciddiye-almak
Küçük Prens, kendini galaksideki tüm yıldızların sahibi olduğunu düşünen bir işadamı ile tanıştı. “Ben onları yönetiyorum. Onları tekrar tekrar sayıyorum. Bu zor bir iş, ve ben ciddi biriyim.” Ama bu ciddiyet onun monoton bir yaşamı olmasına sebep verdi, yalnız bir hayat, sahip olduğu yıldızların güzelliğini göremediği bir hayat.

Eğlenceyi unutma

eglenceyi-unutma
Gün boyunca fenerin ışıklarını açıp kapatması için gelen emirleri görev bilinciyle uygulayan fenerci, Küçük Prens’in saygısını kazanmıştı. Gezegeninde her gün bir dakikaya denk geldiği için, o dinlenecek bir dakika bile bulamıyordu.

Kısacası ömür su gibi akıp geçiyor.

Keşfetmek için içgüdülerini takip et

cografyaci
Küçük Prens, uzak diyarları araştırmakla çok meşgul olduğu için kendi dünyasını keşfetmeyi reddeden bir coğrafyacıyla karşılaştığında öğreniyoruz ki keşfetmek istediğimiz yerleri araştırırken aslında hiçbir yere gitmemiş olma tuzağına düşmek çok çok kolay.

Yabancılardan öğreneceğin çok şey olabilir

yabancilara-guven
Tilkiler genellikle hilebaz ve kötü olarak tasvir edilirdi oysa ki bu tilkinin ihtiyacı olan tek şey dostluk ve arkadaşlıktı. Küçük Prens tilki arkadaşından 3 önemli hayat dersi öğrendi.
“Bir tek kalp ile açıkça görürsün, önemli şeyler göze görünmez.”
“Gülünü önemli kılan, ona harcadığın zamandır.”
“Aldığın terbiye kadar sorumlu biri olursun.”

Sevdiklerinizin yerini hiçbir şey dolduramaz

benim-gulum
Küçük Prens, güzel güllerin bulunduğu bahçenin ortasında bile kendi gülünü düşünmekten vazgeçemiyor. Hiç biri kendi gülünün yerini tutmuyordu.

“..Güzelsiniz ama boşsunuz, diye ekledi. kimse sizin için canını vermez. Buradan geçen herhangi bir yolcu benim gülümün size benzediğini sansa bile, o tek başına topunuzdan önemlidir. çünkü üstünü fanusla örttüğüm odur, rüzgardan koruduğum odur, kelebek olsunlar diye bıraktığımız birkaç tanenin dışında bütün tırtılları uğruna öldürdüğüm odur. Yakınmasına, böbürlenmesine, hatta susmasına kulak verdiğim odur. Çünkü benim gülümdür o…”

Bazen sevdiklerinizin özgürce uçmasına izin vermeniz gerekir

sevdiklerini-ozgur-birak
Pilot Küçük Prensi tanıması ve sevmesine rağmen, onu Dünya’da tutmanın arkadaşını inciteceğini bilmekteydi. Küçük Prens ayrılmadan önce pilota şöyle dedi: “Yıldızlardan birinde ben yaşıyor olacağım… Ben gülüyor olacağım bir tanesinde.. Ve geceleyin gökyüzüne baktığında, bütün yıldızlar gülüyor gibi olacak…”

Bazen insanların gitmelerine izin vermeliyiz, çünkü onları tutmak, onları kapana, kafese koymak, tutsak etmek gibidir. Ve bu noktada onları salıvermek gerçek aşkın en doğru ispatı olacaktır…

Küçük Prens’den Hayat Üzerine 11 Seçmece Alıntı

Bu içerik 21st Nisan 2014 tarihinde admin tarafından yarın'dan sonrası yaşamlar ... kategorisine eklenmiştir.

1.

Hayranı Olduğumuz Küçük Prens'den Hayat Üzerine 11 Seçmece Alıntı

Büyükler sayılardan hoşlanır. Onlara yeni bir dostunuzdan söz açtınız mı, hiçbir zaman size önemli şeyler sormazlar. Hiçbir zaman: ” Sesi nasıl? Hangi oyunu sever? Kelebek toplar mı?” diye sormazlar. “Kaç yaşındadır? Kaç kardeşi var? Kaç kilodur? Babası kaç para kazanır?” diye sorarlar. Ancak o zaman tanıdıklarını sanırlar onu. Büyüklere: “Pembe kiremitten bir ev gördüm, pencerelerinden sardunyalar, damında güvercinler vardı” derseniz, o evi bir türlü gözlerinin önüne getiremezler. Onlara: “Yüz bin franklık bir ev gördüm” demeniz gerek. O zaman: “Aman ne güzel!” diye bağırırlar.

2.

Hayranı Olduğumuz Küçük Prens'den Hayat Üzerine 11 Seçmece Alıntı

 “Sadece evcilleştirdiğin kişiyi anlayabilirsin” dedi tilki. “İnsanlarınsa hiçbir şeyi anlayacak vakitleri yoktur. Her şeyi dükkandan hazır alırlar. Ve arkadaşlar dükkanlarda satılmadığı için de insanların arkadaşları yok artık. Eğer bir arkadaşın olsun istiyorsan, evcilleştir beni!”

3.

Hayranı Olduğumuz Küçük Prens'den Hayat Üzerine 11 Seçmece Alıntı

Sahibi olmayan bir elmas bulursan, o elmas senindir. Sahibi olmayan bir ada bulursan, o ada senindir. Bir buluş yaparsan patentini alırsın, buluş senin olur. Madem ki yıldızlara sahip olmak benden önce kimsenin aklına gelmedi, yıldızlar benimdir.

4.

Hayranı Olduğumuz Küçük Prens'den Hayat Üzerine 11 Seçmece Alıntı

İnsan gerçekleri sadece kalbiyle görebilir. En temel şeyi gözler göremez.

5.

Hayranı Olduğumuz Küçük Prens'den Hayat Üzerine 11 Seçmece Alıntı

“Her gün aynı saatte gelmelisin” dedi tilki. “Örneğin öğleden sonra saat dörtte gelirsen, ben saat üçte kendimi mutlu hissetmeye başlarım. Zaman ilerledikçe de daha mutlu olurum. Saat dörtte endişelenmeye ve üzülmeye başlarım. Mutluluğun bedelini öğrenirim. Ama günün herhangi bir vaktinde gelirsen, seni karşılamaya hazırlanacağım zamanı asla bilemem. İnsanın gelenekleri olmalıdır.

6.

Hayranı Olduğumuz Küçük Prens'den Hayat Üzerine 11 Seçmece Alıntı

“Siz tıpkı tilkinin benimle karşılaşmadan önceki hali gibisiniz. Dünyadaki binlerce tilkiden yalnızca biriydi o. Ama ben onunla dost oldum ve şimdi artık o özel bir tilki.”

Güller bu duyduklarına çok bozuldular. 

“Evet, güzelsiniz. Ama boşsunuz. Sizin için kimse yaşamını feda etmez. Yoldan geçen herhangi biri, benim gülümün de size benzediğini söyleyebilir. Ama benim gülüm sizin her birinizden çok daha önemlidir. Çünkü ben onu suladım. Ve onu camdan bir korunakla korudum. Önüne bir perde gererek rüzgarın onu üşütmesini engelledim. Tırtılları onun için öldürdüm ( ama birkaç tanesini kelebek olmaları için bıraktım). Onun şikayetlerini ve övünmelerini dinledim. Ve bazen de suskunluklarına katlandım. Çünkü o benim gülüm.”

7.

Hayranı Olduğumuz Küçük Prens'den Hayat Üzerine 11 Seçmece Alıntı

Kelebeklerle tanışmak istiyorsam, bir iki tırtıla katlanmayı öğrenmek zorundayım.

8.

Hayranı Olduğumuz Küçük Prens'den Hayat Üzerine 11 Seçmece Alıntı

Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasını sağlayan şey, ona ayırdığın vakittir.

9.

Hayranı Olduğumuz Küçük Prens'den Hayat Üzerine 11 Seçmece Alıntı

”Peki insanlar nerde?” dedi küçük prens. ” İnsan kendisini çölde çok yalnız hissediyor.”
”İnsanların içinde de öyle hissedersin.” dedi yılan.  ”Arada pek fark yoktur.”

10.

Hayranı Olduğumuz Küçük Prens'den Hayat Üzerine 11 Seçmece Alıntı

”Senin gezegenindeki insanlar” dedi Küçük Prens.
”Tek bir bahçeye beş bin gül dikiyorlar ama yinede aradıklarını bulamıyorlar…”
”Evet bulamıyorlar ” diye yanıtladım onu.
”Halbuki,aradıkları tek bir gülde ya da bir yudum suda olabilir.”
”Haklısın” dedim.Bunun üzerine küçük prens şöyle dedi:
”Ama gözler gerçeği görmez ki.Yüreğiyle aramalı insan.”

11.

Hayranı Olduğumuz Küçük Prens'den Hayat Üzerine 11 Seçmece Alıntı

Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan daha güçtür. Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir.

Küçük Prens – Sorumluluk

Bu içerik 23rd Mart 2014 tarihinde admin tarafından yarın'dan sonrası yaşamlar ... kategorisine eklenmiştir.

 

 

Saint Exupery’nin “Küçük Prens” adlı masalını bilmem kaçınız okudunuz. Çocuklar için yazılmış olsa da biz yetişkinlerin de okuması gereken güzel bir masaldır küçük prens.

Bu masalda çok sevdiğim bir bölüm var. Tilki ile Küçük prensin “evcilleştirme ve sorumluluk duygusuna” dair aralarında geçen diyalogları…

Küçük prensin yaşadığı küçük gezegeninde tek arkadaşı vardır “gül”ü.

Gülünü çok seven ve ondan daha güzelinin olmadığını düşünen küçük prens bir gün dünyaya gelir. Dünyada gül bahçesini gördüğünde yıkılır tüm düşüncesi. Artık gülünü güzel ve özel bulmamaya başlar. Çünkü çok vardır ona benzeyeni.

Arkadaş aramak için gezinirken tilki ile karşılaşır. Tilki ondan kendisini evcilleştirmesini ister. Küçük prens evcilleşmenin ne olduğunu bilmediği için tilkiye bunun anlamını sorar. Tilki ona “bağlar kurmaktır” der…Ve şöyle izah eder :

“sen benim için öteki çocuklar gibi herhangi bir çocuksun. Benim için gerekli de değilsin. Ben de senin için öteki tilkilerden hiç farkı olmayan bir tilkiyim. Ama beni evcilleştirirsen birbirimiz için gerekli oluruz. Benim için sen dünyadaki herkesten farklı birisi olursun. Ben de senin için eşsiz, benzersiz olurum. Ben tavukları avlıyorum; insanlar da beni. Bütün tavuklar birbirine benziyor, bütün insanlar da… Bu yüzden çok sıkılıyorum. Ama beni evcilleştirirsen yaşamıma güneş doğmuş gibi olacak. Duyduğum bir ayak sesinin ötekilerden farklı olduğunu bileceğim.Öteki ayak sesleri beni köşe bucak kaçırırken seninkiler tıpkı bir müzik sesi gibi beni çağıracak, sığınağımdan çıkaracak. Hem bak, şu buğday tarlalarını görüyor musun? Ben ekmek yemem. Buğday benim hiçbir işime yaramaz. Buğday tarlalarının da hiçbir anlamı yoktur benim için. Bu da çok üzücü.Ama senin saçların altın sarısı. Buğday da altın sarısı .Beni evcilleştirdiğini bir düşün!. Buğday bana hep seni hatırlatacak. Ve ben buğday tarlalarında esen rüzgarın sesini de seveceğim… İnsan ancak evcilleştirirse anlar. İnsanların artık anlamaya zamanları yok. Dükkanlardan her istediklerini satın alıyorlar.Ama dostluk satılan dükkan olmadığı için dostları yok artık.Eğer dost istiyorsan beni evcilleştir.”

Küçük prens “peki” der. “nasıl evcilleştireceğim seni?”

Tilki yanıtlar “Çok sabırlı olmalısın, önce karşıma, şöyle uzağa çimenlerin üstüne oturacaksın. Gözümün ucuyla sana bakacağım, ama bir şey söylemeyeceksin.Sözler yanlış anlamaların kaynağıdır.Her gün biraz daha yakınıma oturacaksın…Aynı saatte gelmen daha iyi olur.Örneğin sen öğleden sonra dörtte geleceksen, ben saat üçte mutlu olmaya başlarım.Mutluluğum her dakika artar. Saat dörtte artık sevinçten ve meraktan deli gibi olurum. Ne kadar mutlu olduğumu görmüş olursun. Ama herhangi bir zamanda gelirsen yüreğim saat kaçta senin için çarpacağını bilemez. İnsanın belli alışkanlıkları olmalı…Bunlar çoğunlukla ihmal edilir.Alışkanlıklar bir günü öteki günlerden, bir saati öteki saatlerden farklı kılan şeylerdir. Mesela benim avcımın bir alışkanlığı vardır.Her perşembe köyün kızlarıyla dansa giderler.Bu nedenle perşembe günleri benim için güzel günlerdir. Üzüm bağlarına kadar sokulabilirim o günler.Ama avcılar herhangi bir günün herhangi bir saatinde gidiyor olsalardı hiç tatilim olmazdı.”

Böylece küçük prens tilkiyi evcilleştirir. Fakat ayrılık zamanı geldiğinde tilki çok hüzünlenir.. Küçük prens tilkiye evcilleştirildiği için pişman olup olmadığını sorar. Tilki : “buğdayların rengini düşün. Ve sonra gidip güllere bak, ardından gel, sana bir sır vereceğim” der.

Küçük prens öyle yapar. Gidip gül bahçesine baktığında güllerin kendi gülüne hiç benzemediğini, özel ve güzel olanın kendi gülü olduğunu anlar.

Tilkinin yanına döndüğünde tilki ona şu mühim sırrı verir : İnsan yalnız yüreği ile doğruyu görebilir. Asıl görülmesi gerekeni gözler görmez. Gülünü senin için önemli kılan onun için harcadığın zamandır. İnsanlar unuturlar bunu, ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğimiz şeylerden sorumlu oluruz. Sen gülünden sorumlusun. “

Çocuklara mesuliyet duygusunu , sorumluluk bilincini aktarabilmek için Küçük Prens masalı bir alternatif olsun istedim.

Ve masal seven biz büyüklere de…

Kitap Okumaya Özendiren İlginç Kütüphaneler

Bu içerik 13th Şubat 2014 tarihinde admin tarafından yarın'dan sonrası yaşamlar ... kategorisine eklenmiştir.

Kitap okumak önemli bir alışkanlıktır. Gelişmiş ve gelişen toplumlar, halkın kitap okuma alışkanlığını artırmak için çeşitli çalışmalar yapmaktadır. Yurt dışındaki bu ilginç kütüphaneler insanları kitap okumaya özendiriyor.

Sahil kütüphanesi

ilginc-kutuphaneler-1
Herman Kompernas Bulgaristan’ın Karadeniz kıyısındaki Sandy kumsalında bir kütüphane kurmuş. Kütüphanede 10 dilde 2.500’den fazla kitap var.

Halk otobüsü kütüphanesi

ilginc-kutuphaneler-2
42 yaşındaki Brezilyalı otobüs kolektörü Antonio da Conceição Ferreira, 11 yıl önce kültür otobüsünden esinlenerek otobüs kütüphanesini yarattı. Brezilya başkentinde hizmet veren bu otobüsün raflarında bulunan 15 kitap seyahat ederken okumaları için Brezilyalılara sunuluyor.

Posta kutusu kütüphanesi

ilginc-kutuphaneler-3
Kurucularından Rick Brooks göre 24 eyalet ve sekiz ülkede, toplam 300 veya 400 Minik Ücretsiz Kütüphane var. Kütüphaneleri ziyaret etmek isterseniz web sitesinden kütüphanelerin harita konumlarına ulaşabilirsiniz.

Telefon kulübesi kütüphanesi

ilginc-kutuphaneler-4
British Telecom, İngiltere’nin güneyindeki Westbury-sub-Mendip kasabasından ikonik kırmızı telefon kulübelerini kaldırmak isteyince, yerel halk ayaklandı. Kurtarılan telefon kulübesi gönüllüler tarafından dünyanın en küçük kütüphanelerden biri haline getirildi. 24 saat açık olan kütüphanenin içine konan 100 kitap, CD ve DVD’yi halk belirledi.

Katır kütüphanesi

ilginc-kutuphaneler-5
2009 yılında, Venezuela devletindeki Trujillo Dağları’nda olan Valle del Momboy Üniversitesi Katır Biblio adında alışılmadık bir hizmet başlattı. Katır sırtlarındaki bu mobil kütüphaneler köylü çocuklara kitap taşıyor.

Baraka kütüphanesi

ilginc-kutuphaneler-6
2013 yılında New York’un Nolita semtinde kurulan, bu geçici dış raflar da Ücretsiz Mini Kütüphane işlevi görüyor.

Açıkhava kütüphanesi

ilginc-kutuphaneler-7
2012 yılında, İtalyan sanatçı Massimo Bartolini Belçika sanat festivali için Bookyard adında kamuya açık geniş bir açıkhava kütüphanesi geliştirdi.

Kitap şeklinde kütüphane

kitap-seklinde-kutuphane
Kansas City’deki, halk oylamasıyla seçilen 22 dev kitap tasarımı, büyük halk kütüphanesinin otoparkı.

Tank kütüphanesi

ilginc-kutuphaneler-9
Aktivist sanatçı Raul Lemesoff’ın “Silahla toplum eğitimi” adını verdiği bu kütüphane çok militarist görünse de aslında barışçıl bir mobil kütüphane. Arjantin yollarında karşılaşabileceğiniz bu mobil kütüphanenin raflarında 900’den fazla kitap bulunuyor.

Mobil kütüphane

ilginc-kutuphaneler-10
Emekli İtalyan öğretmen Antonio La Cava 2003 yılında çocuklara okuma sevgisini yaymak için bir motosiklet alıp 700 kitaplı bir mobil kütüphaneye çevirdi.

Bonus: Türkiye’deki durak kütüphaneleri

ilginc-kutuphaneler-11
Antalya ve Çanakkale belediyelerinde yürürlüğe giren bu uygulamanın devamını ve daha estetik bir tasarımla insanların daha çok ilgi çekici bulacağı bir hale gelmesini umut ediyoruz. Yine de bu konuda hassasiyet gösteren belediyeleri tebrik ediyoruz.

Le Petit Prince – Küçük Prens

Bu içerik 21st Aralık 2013 tarihinde admin tarafından yarın'dan sonrası yaşamlar ... kategorisine eklenmiştir.

Kendimi ölümsüz olarak görüyorum. Mekân ve zamandan ko­palı yıllar oluyor. Bir kıza âşık olmuştum. Onu görmek için altı sa­at yol almam gerekiyordu. Bir sabah, treni kaçırdım. Âşık olmak­tan vazgeçtim. Kendinden vazgeçmenin ne olduğunu asıl ben bi­lirim. Benim adım Kaygusuz Abdal. Tanrı’dan vazgeçtim. Ölmek­ten vazgeçtim. Çünkü ölürsem ve eğer yukarıda beni ödül ve ceza sisteminin bekçileri bekliyorsa çok büyük kavgalar etmem ge­rekecekti. Ölmek istemiyorum, çünkü Tanrı’yı da öldürürüm diye korkuyorum. Ve böyle bir vefata benim dışımda kimse dayanamaz… Platon’un Mağara İstiaresi’ne karşılık, ben de Kuyu İstiaresi’ni yazdım: doğdukları andan itibaren düşen insanların, yanlarından hızla geçen fırsatlara ve başka insanlara tutunup tırmanmalarını ve bunu sadece doğdukları andaki yüksekliklerine erişe­bilmek için yaptıklarını anlattım. Ancak ellerini ağızlarına sokup, parmaklarını ısırıp hiçbir şeye tutunmamaya kararlı olanları da anlattım. Ve sordum, Tanrı’nın yukarıda mı yoksa aşağıda mı ol­duğunu. Eskiden poker oynardım. Şimdi de, Tanrı’nın aşağıda, kuyunun dibinde olduğuna oynuyorum. Hayatım masada, birkaç kırmızı oyun fişiyle.

Az yedim, çok içtim. Hâlâ içiyorum, içki ayırmadım. Alkolü kendime yakıştırdım. Her türlü uyuşturucudan tattım. Bağımlılık­tan nefret ettim. Gitmemi, terk etmemi engeller diye. Ne bir mad­deye, ne de bir insana bağlandım. Sırf bunu kendime kanıtlamak için eroin kullandım, âşık oldum, ikisini de arkama bakmadan bırakıp gittim. Geçmişe tükürüp geleceği çiğnedim. Bugünü ise uyuyarak geçirdim. Benim adım Houdini. Dünyayı bir oyuncağa çevirdim. Ayak basmadığım yer kalmadı. Kalan varsa, onları da amuda kalkar geçerim! Duvarlara, bedenime resimler çizdim. Bir gün öyle gürledim ki önümde duran şarap kadehi çatladı. Benim adım Hitler. Kendi ordumu kurmak için bir sürü kadına tohumla­rımı bıraktım… Şimdiyse ağlıyorum. Hepimiz için. Çünkü hiçbiri
işe yaramadı…

Uyumadım. Pişman olmadım. Kendimden bile. Ben gerçektim. Dünyanın en gerçek adamı! Bana ait bir gezegen bulana kadar in­sanlara ve kendime zarar vermeye devam edeceğim… Biliyorum, beni linç edecekler. Beni bütün dünya öldürecek. En derinde be­nim cesedim olacak ancak bedenimi toprak bile kusacak… Ara­nızdayım her gece. Dolaşıyorum sokaklarda, sol elimde Şam’dan taşıyıp geldiğim yakutlu hançerimle…
hakan gunday kinyas ve kayra
Hakan Günday
S.S

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku * İlhami Algör

Bu içerik 11th Ekim 2013 tarihinde admin tarafından dün'de kalmış yaşamlar ... kategorisine eklenmiştir.

ithaki_fakat_muzeyyen_bu_derin_bir_tutkuFakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku * İlhami Algör

     – Tütünümü, anahtarımı aldım, evden tam çıkıyorum bir şeyin eksik olduğunu, eksik olanın ruhum olduğunu farkettim. Önemsemedim. Yol, bana uygun bir ruh önerebilirdi. Kapıyı çektim, kilidin dili yuvasına otururken, “Nereye?” dedi. Aldırış etmedim, çıktım.- Bir şeyin gerçekte öyle mi olduğu yoksa bana mı öyle geldiği konusu her zaman kafamı karıştırırdı. Gerçi sezilerim, bir süre sonra hayat tarafından doğrulanırdı. Ama her defasında ben, aradan geçen süre boyunca “doktor acaba paranoyak mıyım?” başlıklı metinleri yazıp yazıp bozuyordum. Pek keyifli olmuyordu. Özellikle Müzeyyen’in gözlerinden başka biri bakmaya başladıktan sonra, doktorla iç muhabbetim de artmıştı. Bir şeyleri hissediyor ama reddediyordum. “bana öyle geliyor”du.

- Hikâyeye göre adam, kadını çok seviyor, sevdikçe ruhu büyüyor, ruh eve sığmıyor, sabahları kadından önce uyanıp evden tüyerek, şehrin uzak bir köşesine gidiyor, elleri kıçında oraya buraya takılıyor, birileri ile tuhaf muhabbetlere giriyor ve her akşam kadından önce eve dönüp, günün hikayesini yazıp, görülebilecek bir yere iliştirip, yine arazi olup, ta ki gece yarısı, uyumakta olan kadının yanına sokulup, birbirlerini bir güzel sevip ve adam, sabahın kör vakitlerinde, yine sevişmelerle bitecek bir gece için erkenden sokaklara süzülüp…

– Her şey benden önce olmuşsa, bana olacak bir yer, durum kalmıyor muydu? Bana ait tek kişilik bir iskemle, oda, yok muydu bu dünyada?

- Dünyanın bütün Kızılderilileri yenilir, Spartakus kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, Sadri Alışık denilen hergele, her filminde ağlardı. O ağladıkça ben de ağlardım. Nedenimi bilmez ağlardım. Ağladıkça Sadri’ye kıl kapar gıcık olurdum. Üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, Sadri’nin bu mecburiyetlere, giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine.

– “Her şeyin iyi gittiğini nerden çıkarıyorsun?” dedi. “Herif rüzgârı kendinden menkul uçurtmanın teki. Ara sıra telleri takılır gibi kadına geliyor gece yarısı.”

“Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku,” dedim. Tırsmaya başlamıştım. Haklı olabilirdi.

“Evet, biraz sapık ve tek taraflı bir tutku,” dedi, arkasını dönüp gitti.

– Ne olmuştu da, “Seninle dünyanın her yerine gelirim” diyen Müzeyyen , durduğu yerden çekip gitmelere başlamıştı. Nerelere gidiyordu? Gelirken getirdiği bakışlar ne dalgaydı? Hangisi Müzeyyen’di? Ya da Müzeyyen kimdi? İlk tanıdığım kimdi, şimdiki kim?

– Beni her yoğuruşunda, sırtüstü yatıp karnını açan kedi yavruları gibi, teslim ve mest oluyordum. Birlikte tüy gibi havalanıyor, yükseliyor, oralardan ok gibi inip, zıpkın gibi saplanıyor, çapkın, şakacı, çocuk yunuslar gibi dibe iniyor, dipte yılan balıklarına dönüşüp kıvrılıyor, sonra toprağı delip, köpüklü dalgalara bakan yamaçlarda rüzgara çıkıyor, yeşil ve taze, kendimize ve birbirimize dolanıp yükseliyor, dallanıyor, açıyor ve… ve tekrar, ve tekrar, yaprak, polen, böcek olarak dökülüyorduk.

– Ya sevmenin kendisini ya da seven hali ile kendisini seviyor.

– Bir eli omzumda, diğeri çenesinde, bir yerlere dalıp gitti. Nefes bile alamıyordum. Eli orada kalsın istiyordum. Kalsın, bana dönsün, sessiz bir “Ne?” desin, ben kedi olup çene altına sokulayım, sonra gerdanına, göğsüne sarılayım, sarılıp tenime yapıştırayım, sonra yine yunus, yılan balığı, yaprak, polen ve… Eski günlerdeki gibi.

– Bir şey içime oturmuş kalmıştı. Yok olmak. Toz olmak istiyordum. Varlığım orada olmamalıydı. Gelip beni alsalardı. Uzaydan ya da bir yerlerden gelselerdi. Sessiz sedasız kaybolsaydım. Yerime Kız Kulesi’ni bıraksalardı. Ne alakaysa?

– Gece olmuştu. Evden sessizce çıkmış, saatlerce sokaklarda ruh gibi dönüp durmuştum. Midemde bir soru işareti vardı. Yakıyordu. Sorunun ne olduğunu hissediyor, fakat parçaları bir araya getiremiyordum. Parçalar benden kaçıyor, ben kaçmalarına göz yumuyordum.

– Salona geçtim. Eşyalar, “Abi, hoş geldin” dediler. Oturdum, bir sigara sardım. Karanlıkta ev, şahsiyet gibi duruyordu. Camekanlı dolap, pencereler, kitaplık, duvardaki uyuz tablo, karşılıklı oturmuş susuyordu. Ben kafamı toplamaya çalışıyordum, onlar “Eee?” diyorlardı.

– Bazı gece yarıları uyanır, beni, kendisini seyrederken bulurdu. Yüzümü okşar, burnumu oynatır ya da göğsüme sokulur, yine uyurdu. İçim büyür, içimde dolunay olur, önünden ince bir bulut geçer, bedenim manzaraya dar gelir, burun direğim sızlardı. Usulca kalkar, pencerede bir sigara içerdim. Saray uyur, burnu uyur, şehir uyur, martılar uyumazdı. Bir de karşı apartmanın arka pencerelerinden biri. O ışık bana iyi gelirdi. Nedenini bilmezdim.

Kafayı yemek için, üzerinde dönüp durmak ve dönüp durulan yeri oymak için bir tutunma noktası bile yoktu.

– Bir mum yaktım. Jak Danyel adlı bir şişeyi kaptım oturdum. İki tek attım sek, temiz. Ağır ağır sigara sarmaya koyuldum. Sarma işini uzattığımı fark ettim. Bozmadım kendimi. Bütün dikkatim parmak uçlarımdaydı. Sardığım tütün değildi, kâğıt da değildi. Kendimi kendimle sarıyor, sarmalıyordum. Garip bir hafiflik gelmişti üstüme. Hem içimdeydi hem de ben onun içindeydim. Bıraktım kendimi, dibe indim.

Derin bir nefes aldım. Saat kaç olmuştu? Yatsa mıydım? Etrafıma baktım, birinin benim adıma karar vermesini bekledim. Boşunaydı. Boş… Boşuna… Boşa… Kelimenin sesi beni topladı. Kalktım. Yatak odasına girdim. Aynı anda iki zıt duygu birden geldi: Odadan çıkmak ve odada kalmak.

– Aynayı görmesem çıkacaktım. Giysi dolabının bir kapısı yarım açıktı. Kapı açıyla duruyor, üzerindeki aynada kendimi görüyordum. Ben kendimi, en sivil hallerimin tanığı olan mekana giren adam olarak hissederken, ayna beni, arkasında boş bir koridor olan adam olarak gösteriyordu.

“Ayna,” dedim fısıltıyla.

“Buyurun benim,” dedi.

“Ayıp olmuyor mu ayna?” dedim, “Bizi burada yanlış pozisyonda, dış kapının mandalı gibi gösteriyorsun. İlgisiz, alakasız, yabancı ve arkasında koridor boşluğu duran ve hani geri dönüp o boşluğu kat ederek, daire kapısına yönelebilecek ve hatta yönelmesi gerek biri gibi.

“Nasıl görünmek isterdin?” dedi.

Bu tavır, bu kendinden çok fazla emin, ukala tavır beni öldürürdü.

“Ayna,” dedim, “seni bölük bölük bölerim.”

“Denememeni tavsiye ederim,” dedi, “bölünerek çoğalırım ve çoğaldıkça fazla suret veririm, hoşuna gitmez.”

Bana psikolojik çözümleme yapıyordu. Kendimi görmekten ya da kendimi “yalnız biri” görmekten huzursuz olduğumu ima ediyor, şantaj yapıyordu. Fakat teknik olarak haklıydı. İti, iki yüz parça yapsam, alt açı, üst açı derken ortalık karışacaktı.

“Aynadaki kadın benim zıttım” demişti, “ben ne kadar ev haliysem o, o kadar sokak. Ben sokulgan isem, o başını alıp giden. Ben gündüzüm, o gece… Çapkın, güçlü, özgür.”

– Ben sözlerden değil bakışlardan tırsardım. Bakışların arkalarını sezer, sezgilerim doğrulanana kadar mecburen bekler , beklerken kafayı yerdim. Konuşunca mesele yoktu. Ayrıca bu devirde herkes en azından iki tane idi. Daha kalabalık olanları da görmüştüm.

Bunları düşünürken, bir büyünün avucunda ve uzaktan kontrol edilen biri gibi, hiç yapmadığım bir şeyi yapmış, Müzeyyen’e ait bir dosyayı karıştırmış ve bir fotoğraf bulmuştum. Müzeyyen ve kocası, ufaklık tırtıl kadar ve kucakta iken birlikteydiler.

     İçimde bir zehir birikti. Dilimin ucunu bir şeyler yaktı. Döndüm, “Zehir,” dedim zehre, “bana fazla geliyorsun, kaldıramam ben seni.”

– Gözleri, sadece gözleri, sıkılmalarının, ne istediğini bir türlü bilememenin ve belki de bu yüzden, karşısına çıkan yeni ve yabancı yaşamlara dokunmak isteyişinin, sürüklenişlerden kurtaracak ve sıfırdan başlama şansı verecek, bir çeşit tutunma çabası olduğunun farkındaydı. Belki de bu yüzden gözler, kendisi tarafından ve çocukluğuna giden bir tarihte oluşmuş, artık “kendine rağmen”e dönüşmüş bir kabuklanmanın içine hapsolmuş, çıkış yollarını yitirmiş bir kimliğin yardım çağrısı gibi bakıyordu.

Zaten bu hayatta, her zaman bir şeyler eksikti. Ya da bana öyle gelirdi.

– “Yatayım biraz,” dedim. “Zor yatarsın,” dedi bir tarafım. Yokladım kendimi. Maşallahım vardı. Bu geceyi de uykusuz götütürdüm. Oturdum masaya, hikayeyi çantadan çıakrdım. Birbirimize baktık.

“Hikaye,” dedim, “gel seninle anlaşalım. Sen yarım kal, adını da Yarım Kalan Hikaye koyalım.”

“Sen zaten neyi tamam ettin ki?” dedi bana.

“Aslında tam diye bir şey yoktur,” dedim. “her tam, bir üst yarımın alt asamağıdır. Yani yarım da bir bütündür.”

– Bu ana kadar sessiz kalan, şehirden topladığı hikayeleri, akşamları eve, sevdiği kadına getiren sünepe hikaye kahramanım geldi ve, “Abi” dedi, “beni bir yere gönderme, burada kalayım. yalnız bir ricam daha var.”

“Söyle” dedim.

“Bir şekilde beni tel cambazı yap abi.” dedi. “Telin tam ortalarında bir yerde iken, nasıl yürüneceğini unutan bir cambaz olayım. Orada öyle, gece gündüz takılayım.”

“Emin misin?”

Cevap vermedi. Üstelemedim. “Peki olur.” dedim. Her şeyi söylemediğinden emindim. Bu kadarını söyleyen biri, vakti gelince sonrasını da söylerdi. İstediğini yaptım. Tütünümü, kendi evimin anahtarını ve dosyada bulduğum fotoğrafı aldım, kapıyı çektim. Kilidin dili, “Abi,” dedi.

“Başlatma abinden.”

“Abi, biz her şeyi biliriz.”

“Sana kalsın dostum.”

Çıktım.

“Nereye gidiyorsun çocuk,” dedim içimden, “büyümeye mi?”

Bir Halt Bildiğin Yok !!!

Bu içerik 9th Ekim 2013 tarihinde admin tarafından yarın'dan sonrası yaşamlar ... kategorisine eklenmiştir.

Dün geceye ait bir hikaye var hafızamda. Yaşanmış ve bitmiş.
Gecenin soğuğu bazı kısımlarını unuttursada, olayları hatırlıyorum.
Herkesinki gibiydi işte. Dünya üzerinde aynı olayı yaşayan milyonlarca insan ve onların durumu için yazılmış binlerce şarkı-şiir.

Bugüne kadar “can çekişmek” olarak tanımladığım, yaşanamamış ama buna rağmen bitmemiş olan hikayemin ne kadar özel olduğunu o an anladım. Artık inanıyorum. Hikayem bitkisel hayatından çıkacak. Ve elbet bir gün buluşacağız. Saçlarımıza aklar düşmeden hemde. Hikayemiz yaşayacak.

2 + 2 = 5

Bu içerik 4th Ekim 2013 tarihinde admin tarafından yarın'dan sonrası yaşamlar ... kategorisine eklenmiştir.

Söz konusu 2+2=5\! denklemi aslında matematiksel bir denklem bozukluğudur. Buna göre x\! ve y\! adlı iki adet notasyonun birbirleri ile çarpılıp, bu sayı; iki notasyondan çıkarılıp, paranteze alınıp, sadeleştirilip, x\! leri toplayıp, her iki tarafa 3 sayısını ilave edince 5=2+2\! ifadesi çıkar.

Yapılışı

Aslında 2+2=5\! denklemi ile önceleri daha farklı ve karmaşıktı, bunun zamanla sadeleşmesinin en olası yanından birincisi notasyonlara (x\! ve y\!) 0 değeri verildiğinde denklemin bir işe yaramaması. bir diğer yanı ise Doğal Sayı seçimi. Denklem en basitinden şu şekilde gösterilir:

 x = y \Rightarrow x^2 = x.y \Rightarrow x^2 - y^2 = xy - y^2 \Rightarrow (x + y).(x - y) = y.( x-y ) \Rightarrow
( x + y ) = y \Rightarrow x + x = x \Rightarrow 2.x = x \Rightarrow 2 = 1 \Rightarrow 3 + 2 = 1 + 3 \Rightarrow 5 = 4 \Rightarrow 5 = 2 + 2\!

 

Yanlışlar

Öncelikle, bu denklem zaman içinde çoğu matematikçi tarafından değeri kaybettirilmiştir ve bu denklem kesinlikle doğru bilgiler içermez. Bu denklem bazı matematiksel sabitler ile de sağlanmaktadır; ancak doğruluğu kanıtlanmamıştır. Denklemde (x-y) ifadesi her iki tarafta sadeleştirilirken bu ifadenin sıfıra eşit olduğu ihmal ediliyor. Mesela, 2*0=3*0 eşitliğinde bir yanlışlık yok. Ama burada 0’ları sadeleştirirsek 2=3 demiş oluruz ki bu hatalı oluyor. Denklemlerde 0 çarpanı sadeleştirilmez. Çünkü, bir sayının sıfıra bölümü tanımsız olduğu için eşitliğin her iki tarafını, x-y=0 olduğu için, (x-y) çarpanına bölemeyiz.

 

Notasyon Değişimi

Eğer bu denklemde x=y\! ise buraya her türlü tam sayıyı koyabiliriz. Bu da eğer x\! ve y\! ye “0” sayısını koyarsak denklemin tamamen bozulacağını kanıtlamaz

Denklemsel Devam Yanlışlığı

Bir denklem eğer ki hiçbir veri olmadan başlatılırsa (örneğin: x=y\!) denkleme sayı geldiği dizede eğer matematiksel bir yanlış var ise bu denkleme devam edilemez. Buradaki denklemde ise sayısal veri olmadan başlıyor ve 3. dizeden sonra bozuluyor; çünkü x ve y bilinmezlerine “0” (sıfır) konulursa denklik gerçekten sağlanıyor.

Demis Roussos – Goodbye my love goodbye

Bu içerik 17th Ocak 2013 tarihinde admin tarafından yarın'dan sonrası yaşamlar ... kategorisine eklenmiştir.

Hear the wind sings a sad old song
(Rüzgarın hüzünlü bir şarkı fısıldayışını dinle)

it knows I’m leaving you today
(Bugün seni bıraktığımı biliyor)

please don’t cry or my heart will break
(Lütfen ağlama yoksa kalbim kırılacak)

when I’ll go on my way
(Yoluma gittiğimde)

Goodbye my love goodbye
(Hoşcakal aşkım Hoşcakal)

goodbye and au revoir
(Hoşcakal ve Hoşcakal)

as long as you remember me
(Beni hatırladığın sürece)

I’ll never be too far
(Asla uzakta değilim)

Goodbye my love goodbye
(Güle güle aşkım güle güle)

I always will be true
(Her zaman sadık kalacağım)

so hold me in your dreams til I
come back to you
( tekrardan yanında olana kadar düşlerinde beni sakla)

See the stars in the skies above
(Gökyüzündeki yıldızlara bak)

they’ll shine wherever I may roam
(her nereye gidersem parlayacaklar)

I will pray every lonely night
(yalnız gecelerimde dua edeceğim)

that soon they’ll guide me home
(eve kadar bana eşlik edecekler )