MİTOLOJİDEN BAZI HİKAYELER

Bu içerik 13th Nisan 2016 tarihinde admin tarafından yarın'dan sonrası yaşamlar ... kategorisine eklenmiştir.

 “Ey tatlı ışıl ışıl ölümsüz Aphrodite

Ulu Zeus’un düzenci kızı
Yalvarırım yüreğimi acılarla
Dağlama!


Geleceğin varsa, şimdi gel;
Kurtar beni
Kuşkudan, ne diliyorsa gönlüm
Yerine getir, sen de katıl benimle
Savaşa.” –APHRODITE’E YAKARIŞ/ SAPPHO (Yunanistan İ.Ö 610. yy.)

Demiş Sappho, tüm şairliğiyle inandığı Tanrılara yakarırken… Güzelliğin Tanrıçasına, aşkın annesine seslenirken…

Bu yazımızda mitolojiden bazı hikayeleri sizinle paylaşacağız. Ancak bırakalım bir yana Tanrıların savaşını, Tanrılara dokunmuş insanların başına neler gelmiş onları anlatalım. Hem de birçoğunun bu topraklarda izi kalmışken…

1-PANDORA

Ahh meraklı Pandora! Belki de içinde olmasaydı o kadar merak, dünya daha iyi bir yer olur muydu dersin? Ya da tüm günahlarımızı sana yüklemek yerine çuvaldızı defalarca ve defalarca batıralım mı kendimize? Hikayemizi anlatalım öncelikle: Mitolojiye göre önceleri sadece erkeklerden oluşan insanlar ve Tanrılar birlikte yaşarlar. Ancak insanlar Tanrılarla o kadar laubali olmaya başlarlar ki, Yüce Tanrı, Tanrıların Tanrısı Zeus buna daha fazla dayanamaz ve bir çözüm üretir. Sanatkar bir Tanrı olan Hephaistos’tan bir kadın yaratmasını buyurur. Hephaistos hemen işe koyulur ve toprakla suyu birleştirip ilk kadını yaratır. Adı ise tabi ki Pandora olur. Tanrılar Pandora’ya güzellik, akıl ve zerafet gibi özellikler verirler ve sonunda gerçekten çok güzel bir kadın yaratılmış olur. Zeus, Pandora insanların arasına gönderilmeden önce ona bir kutu verir. Bu kutuyu kesinlikle açmaması gerektiğini de tembihler. Ancak Pandora o kadar meraklanır ki dayanamaz ve kutuyu açıverir. Aynı anda birden acı, şehvet, yalan, ihanet gibi birçok kötülük dünyaya salınır. Pandora o kadar korkar ki bir an ne yapacağını bilemez. Kutunun kapağını kapatmayı akıl ettiğindeyse artık çok geç kalmış olur. İnanılır ki kapak kapandığında içeride sadece ‘ümit’ kalmıştır.

2-PHILEMON VE BAUCIS

Bir gün Zeus ve rüzgar Tanrısı oğlu Hermes insanları denetleyebilmek için yeryüzüne inerler. Ancak kimse onlara güler yüzlü davranmaz ve evlerine almazlar; fakir bir çift olan Philemon ve karısı Baucis hariç. Çiftimiz bu davetsiz misafirlerin kim olduklarını bilmeden ve dahası umursamadan onlarla kıt kanaat geçinmelerine rağmen yemeklerini paylaşırlar ve onları konuk ederler. Tanrılar en nihayetinde çiftimize gerçek kimliklerini açıklarlar. Tabi ki diğer insanlarla çiftimizi bir tutmayacaklarından kalkarlarken peşlerinden gelmelerini buyururlar. Bir dağa tırmanırlarken soluklanmak için durunca büyük bir gürültü duyarlar. Gürültüye doğru baktıklarındaysa şehirlerinin tamamen yerle bir olduğunu, sadece kendi evlerinin ayakta kaldığını, üstelik eskisinden çok daha lüks olduğunu görürler. Zeus onlara bir istekleri olup olmadığını sorar. İyi kalpli çift yalnızca doğdukları topraklarda kalmayı ve topraklarının korunmasını arzu eder. Gel zaman git zaman çiftimiz iyice yaşlandıklarında, kalplerinde hala sıcak sevgilerini barındırarak birbirleriyle anılardan konuşurlarken Philemon karısının saçlarının yaprak, kollarının dal olmaya başladığını görür. Aynı anda kendisi de bir ağaca dönüşmektedir. Zeus onları ağaca çevirerek ölümsüzleştirmiştir. Philemon, gölgesinde sıcaktan korunduğumuz meşe; Baucis ise kışın içimizi ısıtan ıhlamur ağacına dönüşür. Ve bir zamanlar Tanrılara yardım ettikleri gibi insanlara da faydalı olmaya daima devam ederler.

3-PYRAMUS VE THISBE

Pyramus, Babil’in en yakışıklı genci; Thisbe ise en güzel kızıdır. Çocukluklarından beri yan yana evlerde yaşarlar ve birbirlerini daha o zamandan sevmeye başlarlar. Zaman geçip büyüdüklerinde ve evlenmek istediklerindeyse aileleri bu evliliğe karşı gelirler. Artık onları buluşturan tek yer bitişik evlerinin duvarındaki çatlaktır. Her gün bu çatlaktan konuşurlar, hasret giderirler. Fakat kendilerinden başka kimsenin bilmediği bu çatlak da onlara yetmemeye başlar. Bir gün duvardaki konuşmalarından birinde ne pahasına olursa olsun birlikte kaçmaya karar verirler ve buluşma yeri olarak dut ağacını seçerler. Thisbe gece olup karanlık çöktüğünde tanınmamak için yüzünü örterek evden çıkar ve dut ağacına gelir. Aynı zamanda yeni avdan dönmüş, ağzı kan içinde bir dişi aslan da oralardadır. Thisbe hemen kendini bir mağaraya atar, kaçmayı başarır. Ancak yüzünü örttüğü örtüsü düşmüştür. Güzel kız gizlenirken aşığı Pyramus da gelir. O da aslanı görür. Aslandan korkmanın daha ötesinde bir dehşet, kalbini paramparça eder. Ağzı kanlar içinde olan aslanı ve Thisbe’sinin örtüsünü aynı yerde görünce aslanın kızı öldürdüğünü düşünür. Yıkılan genç adam hemen hançerini çıkarır ve sevdiğine kavuşmak için oracıkta hançeri kalbine saplayarak yaşamına son verir. Thisbe her şeyden habersiz mağaradan çıkıp yeniden dut ağacına geldiğinde bir de ne görsün? Canından çok sevdiği Pyramus ölmüş, kanlar içinde yerde yatmaktadır. Anlar ki bir yanlış anlama uğruna öldürmüştür kendini. Hiç tereddüt etmeden Pyramus’un elinden hançeri alır, o da kalbine saplar. İki sevgilinin kanları dut ağacının köklerine varmıştır. Bu nedenledir ki daha önceleri tümü beyaz olan dut ağaçlarının yanına kırmızı meyve veren dut ağaçları da eklenmiştir.

4-DAPHNE

Bu hikayemizde de bir ağaca dönüşme olayıyla karşılaşıyoruz. Güzel Daphne ömrünün sonuna dek hiçbir erkekle birlikte olmama, güzelliğini kendine saklama konusunda karar kılmıştır. Ancak öyle hoştur ki Güneş Tanrısı Apollo (veya Apollon), Daphne’yi gördüğünde dayanamaz ve hemen yeryüzüne yanına iner, Daphne’ye görünür. Apollo güzel kıza onu çok beğendiğini anlatmaya başlar başlamaz Daphne’miz kaçmaya başlar. Öyle hızlı koşuyordur ki Apollo bile ona yetişemez. Ancak Tanrı Apollo’nun gücü tükenmek bilir mi? Tabi ki hayır. Buna karşılık narin Daphne nice zaman koştuktan sonra yorulmaya başlar. Artık takati kalmayınca yavaşlar. Bakar ki Apollo ısrarından vazgeçmemiş koşarak ona doğru gelmekte. O anda toprağı kazmaya başlar ve Yüce Toprak Ana Gaia’dan onu saklamasını ister. Öyle çaresizlikle yakarmıştır ki Gaia onu bünyesine alır. Elleri dallara, güzel saçları yapraklara, beyaz gövdesi katı kesilerek bir daphne (defne) ağacına dönüşür. Apollo gördükleri karşısında hayrete düşer, çok üzülür. Hemen kızın yapraklarından toplar, kendine taç yapar. O günden beri o tacı hiç çıkarmaz. Biz de günümüzde bir Apollo heykeli görürsek başında çok sevdiği Daphne’sinin yapraklarından yaptığı tacıyla birlikte buluruz onu.

5-ARAKNE

İzmir’in güneyinde Kolphon adında bir kentte Arakne isimli genç kadın yaşamaktadır. Bu genç kadın öyle güzel örgü örer ki doğrusu görenleri de kendine hayran bırakır. Bu övgüler karşısında Arakne, iyiden iyiye böbürlenmeye başlar. Örgüsüyle ünlü Tanrıça Athena’dan mı becerilerini aldığını söyleyenlere ‘Ne Athena’sı? Bunları kendi başıma öğrendim.’, demesiyle Athena duruma çok öfkelenir. Hemen yeryüzüne iner, kim olduğunu gizler ve Arakne’ye meydan okur. Bir yarışma düzenlenir. İkisi de örgü tezgahlarının başına geçerler. Tanrıça Athena zeytin ağacı dokurken Arakne Tanrıların zamparalıklarını, kötülüklerini dokur. Tanrıça bunu görünce tüm işini bırakır ve genç kadını dövmeye başlar. Her tarafı yaralanan Arakne karşısındakinin Athena olduğunu anlayınca kaçar ve kendini asar. Yufka yürekli Tanrıça Athena, kadının bu halini gördüğünde üzlür, onu bir arakneye (örümceğe) çevirir. O günden beri örümcekler ağlarını örmeye başlarlar.

6-MEDUSA

Medusa hayatına güzel bir kadın olarak başlamıştır. Öyle güzeldir ki Tanrıların kıskançlığını üzerine çekmiştir. Güzelliğini fark eden Tanrılardan biri de Denizler Tanrısı Poseidon’dur. Poseidon genç kadına adeta hayrandır. Bir gün Medusa’nın insan olmasına aldırmadan onunla birlikte olmak ister ve onu Athena’nın tapınağına götürür, zorla Medusa’yla birlikte olur. Bu durumu gören Athena, durumu aşağılayıcı bulur ve çok sinirlenir. Ancak Poseidon’a bir şey yapamayacağı için masum Medusa’dan hıncını alır. Onun güzel saçlarını yılanlara çevirir. Güzelliğini de elinden alır ve Medusa’yı çirkinleştirir. Medusa artık bir gorgondur. Gorgon, sivri, kesin dişli ve yılan saçlı dişi canavar anlamına gelmektedir. İnanılır ki artık onun gözlerine bakan taşa çevrilmektedir. Bununla beraber Antik Yunan’da Medusa başının kötülükleri uzak tutmak için kullanıldığını görmekteyiz. Ülkemizde birçok antik kentte Medusa başı süslemelerine rastlayacağımız gibi İstanbul Yerebatan Sarnıcı’nda da bir figürünü görmekteyiz. Sarnıçta pek de kötülüklerden korunma adına kullanılmamıştır, tek amacı sütunlara destek olmasıdır ki zaten fotoğrafta da görüldüğü üzere Medusa ters durmaktadır.

7-NIOBE

Niobe, Lidya kralı Tantalos’un en az kral kadar kibirli ve gururlu kızıdır. Altı tane kız altı da erkek evladı vardır, bunları da her fırsatta dile getirmektedir. Çocuklarıyla övünmesi yetmiyormuş gibi diğer anneleri de küçümser, ne kadar az çocukları olduğuyla dalga geçer. Niobe için soyunun devamı garanti altındadır; çünkü nasıl olda bir evladına bir şey olsa diğeri hayatta kalır, soyu da daima sürer, diye düşünmektedir. Küçümsediği anneler arasına Artemis ve Apollo ikiz kardeşlerin annesi Leto da dahil olur. ‘Leto da kimmiş? Sadece iki çocuk doğurmuş, benimse on iki tane evladım var.’, der ve bunu herkese söylemekten çekinmez. Leto söylenenleri duyunca evlatlarına olanları anlatır. Annelerinin aşağılanmasına dayanamayan Artemis ve Apollo kardeşler yaylarını kaptıkları gibi gökyüzünden oklarını yağdırmaya başlarlar. Tüm oklar Niobe’nin çocuklarına atılmaktadır. Çocuklar oldukları yerde can verirler ve Niobe çocuklarının ölülerinin ortasında kalır. Ne yapsa ne etse, tüm sözlerini geri alsa da giden canları geri alamaz. Yüce Tanrı Zeus’a onun da canını alması konusunda yalvarmaya başlar. O kadar üzülür, o kadar kahrolur ki Zeus, Niobe’nin yakarışlarına dayanamaz ve onu olduğu yerde taşa dönüştürür. Rivayete göre Manisa ilimizin sınırları içinde Niobe taş kesilmiş haliyle durmaktadır. Yılın hangi mevsiminde giderseniz gidin taş hep nemlidir. Denilir ki Niobe hala evlatlarının acısı çekmektedir.

8-ENDYMION

Endymion, yakışıklı ve ölümlü bir çobandır. Tanrıların ve Tanrıçaların ölümlülerle birlikte olması yasak olmasına rağmen Ay Tanrıçası Artemis (Selene), Endymion’u çok sever ve onunla birlikte olmak ister. Üstelik Artemis ömrü boyunca yalnız olmaya kararlıdır; ancak bu kararını yakışıklı çoban Endymion bozmuştur. Fakat dediğimiz gibi Artemis, bu çobanla birlikte olursa ya çoban ya da Artemis cezalandırılacaktır. Tanrıça’nın aşkı o kadar büyüktür ve imkansızdır ki babası Zeus, kızının acı çekmesine daha fazla dayanamaz. Bir gün Endymion bugünkü Bafa Gölü kıyılarında koyunlarını otlatırken Zeus onu ebedi bir uykuya yatırarak ölümsüzleştirir. Endymion artık ölmeyecek, her zaman uyuyacaktır. Artemis de geceleri gökyüzünde oldukça onu izleyebilecektir. Şu an da Bafa Gölü gece dolunay olduğunda o kadar güzel ışıldar ki, adeta Tanrıça’nın aşkını haykırır. Göl, tepsi gibi olur ve doğrusu görülmeye değerdir. Gölün karşı kıyısında, Latmos Dağları’nın eteklerinde küçük bir yıkıntı bulunmaktadır. İşte güzel çobanın uyuduğu yer, rivayete göre burasıdır.

9-ORION

Artemis’in bir başka aşkı ise meşhur Orion’dur. Orion çok yakışıklı, güçlü, kuvvetli bir avcıdır. Ay Tanrıçası dayanamayıp bu güzel avcıya gönlünü kaptırır. Onun sevgisinin büyüklüğü, ikiz kardeşi Apollo’nu çok kıskandırır. Bu aşkı bozmak için bir oyun oynamaya karar verir. Bir gün Orion denize girer. Açıldıkça açılır, çok uzaklara kadar gider. En nihayetinde kafası küçücük bir nokta kadar kalır. Apollo, Orion’un denize girdiği görmüştür; fakat zavallı Artemis sonradan deniz kıyısına gelmiştir. Apollo kardeşine der ki: ‘Okçuluğunun ne kadar iyi olduğunu görelim bakalım. Şu küçük noktayı görüyor musun? İşte onu vurursan sana hak vereceğim; ama vurabilecek misin?’. Artemis, kendinden emin, biraz da kardeşine meydan okurcasına yayına okunu geçirir, nişanını alır ve tabi ki o küçük noktayı tam isabet vurur. Birden denizi üstü kırmızıya çalar. Tanrıça ne olduğunu iş işten geçtikten sonra anlar; istemeden aşık olduğu avcıyı öldürmüştür. İçindeki keder günler gecelerce geçmez. En sonunda babası Zeus’a gider. Orion’u ölümsüzleştirmesini Yüce Tanrı’dan diler. Babası kızına dayanabilir mi? Orion’u alır ve gökyüzüne çıkarır. Artık o ölümsüzdür. Artemis’e de (aya da) böylelikle daima yakın olacaktır. Avcı, hem kuzey hem de güney yarımküreden rahatlıkla görülmektedir; çünkü çok parlak yıldızlardan oluşmaktadır. Türkiye’den ise kışın çok net görebilmekteyiz.

10-HYAKINTHOS

Güzel delikanlı Hyakintos ile Güneş Tanrısı Apollo çok yakın dostlardır. Her gün birlikte eğlenirler, oyunlar oynarlar. Ancak onların bu güzel arkadaşlıklarını kıskanan biri vardır: Zephiros yani Batı Rüzgarı. Batı rüzgarı aslında çok naif, çok sakin olmasına ve gemilerin tatlı tatlı denizlerde salınmasına yardım etmesine rağmen kıskançlığı öyle boyutlara varır ki artık gemileri batırmaya, tufanlar çıkartmaya başlar. Günlerden bir gün Hyakintos ve Apollo disk atma yarışması yaparlarken Zephiros da onları hasetle izler. Tam Apollo diski atmışken Batı Rüzgarı birden hiddetlenir ve tersine eser, disk Apollo’nun da olanca gücüyle Hyakintos’un başına isabet eder. Kanlar içinde kalan delikanlı Apollo ne yapsa da iyileşemez ve can verir. Dostunun ölmesine kahrolan Tanrı Apollo, hemen onu bir sümbüle çevirerek ölümsüzleşmesini sağlar. Dostlukları hala sürmektedir; çünkü sümbül güneşi çok sever. Eğer bir sümbülü güneşe bırakırsanız odaya çok güzel kokular yaydığını göreceksiniz.

11-CASSANDRA

Cassandra’nın bu dünyadaki tek arzusu rahibe olarak geleceği görme yetisine sahip olmadır. Bir gün bu özellikleri Apollo’dan diler. Apollo, Cassandra’yı çok beğenir ve ona sahip olmak ister. Genç kadına bu özellikleri ancak onunla birlikte olursa vereceğini söyler. Cassandra, onunla birlikte olmayacaktır. Çünkü o daha kutsal olan bakire rahibe mertebesinde bulunmak ister ve Tanrı’yı kandırarak şartı kabul eder; Apollo da Casandra’nın ağzına tükürerek arzu ettiklerine ulaşmasını sağlar. Kısa bir bilgi verelim: Anadolu’da da önceleri büyüklerdeki hasletlerin çocuklara geçmesi için ağza tükürme ritüeli uygulanırdı. Ancak genç kadın Güneş Tanrısı’yla birlikte olmaz. Bunu görünce Apollo çok sinirlenerek Cassandra’yı lanetler. Artık o, geleceği görecek; ama kimse ona inanmayacaktır. Denilen de olur; Truva Savaşı’nı ve sonuçlarını dahi bilmesine rağmen kimse ona inanmaz. Bu durum psikolojide de yer almıştır: geleceğe dair başkalarını uyarmasına ve doğruları söylemesine rağmen kimseyi kendine inandıramama durumuna Cassandra Sendromu denmektedir.

12-CALLISTO

Callisto, Artemis’in perilerinden biridir; iyi de arkadaşlardır. Tanrı Zeus ise Callisto’ya hayrandır. Bir gün onunla zorla ilişkiye girer ve periyi hamile bırakır. Bunu anlayan Artemis, Callisto’yu kovar (yukarıdaki resimde Tizian bu anı resmetmiştir.). Callisto kovulmakla kalmaz Zeus’un eşi Tanrıça Hera tarafından bir de ayıya dönüştürülür; üstelik Hera, Deniz Tanrılar’ına onun bir daha asla deniz sularında yıkanamamasını buyurur. Oğlu doğup 15 yaşına geldiğinde bir gün avlanmaya gider, annesiyle karşılaşır. Zavallı çocuk annesinin bu ayı olduğunu bilmemektedir. Tam yayını germiş, nişan almışken Zeus olaya müdahale eder; ikisini de kendisine yakın bir yere, gökyüzüne çıkarır. Callisto bugünkü bildiğimiz adıyla Büyük Ayı Takım Yıldızı’nı oluştururken oğlu Arkas ise Arkturos yani ayı çobanını oluşturmaktadır. İnanılır ki denizde yıkanamama lanetinden dolayı büyük ayı batmamaktadır.

13-MARSIAS

Marsias bir gün kırlarda dolaşırken bir flüt bulur. Bu flüt Athena tarafından yapılmış; ancak diğer Tanrıçalar Athena’nın çalarken komik göründüğünü ileri sürdüğünden lanetlenerek atılmıştır. Marsias bulduğu flütü çalmaya başladığı an çıkan sesin tanrısal bir ses olduğunu anlar. Onunla harika müzikler yapar ve herkesi kendine hayran bırakır. Güneş Tanrısı olmasının yanı sıra lir çaldığı için sanat Tanrısı da kabul edilen Apollo bu durumu çok kıskanır. Hemen Marsias’a bir yarışma yapmayı teklif eder. Yarışmada Apollo hiç kuşkusuz lirinden olağanüstü sesler çıkarmaktadır. Marsias ise flütü üflediğinde Apollo’dan aşağı kalır yanı olmayan sesler çıkarır. Seyirciler Marsias’a tempo tutar ve onu alkışlarlar. Jüride ise üç kişi bulunmaktadır. Bunlardan biri Kral Midas’tır ve oyu iki puan yerine geçmektedir. Diğer jüri üyeleri Apollo’yu seçerken Midas iki puanlık oyunu Marsias için kullanınca durum berabere kalır. Yarışma sonucu çeşitli rivayetlerin hepsinde Apollo’nun galibiyetiyle bitmektedir. Ancak ne olursa olsun Apollo çok öfkelenmiştir. Öncelikle Kral Midas’a iyi duymadığını söyleyerek insan kulaklarını hak etmediği için ‘eşek’ kulakları vermiştir. İkinci olarak ise suçsuz, zavallı Marsias’ı zeytin ağacına ters asarak canlı canlı derisini yüzmüştür. Orada Marsias’ın ölümüne üzülen kayalar rivayete göre Suçıkan Kayalıkları’nı oluşturmaktadır ki bu kayalıklar ülkemizde Afyon’un Dinar ilçesinde yer alır.

14-ALEKTRYON

Aphrodite güzellerin en güzeli, aşkın Tanrıçası’dır ve o Venüs’tür. Ares ise kan dökmelerden hoşlanan, Olympos’un en gaddar Tanrısı’dır ve o da Mars’tır. Ne tuhaftır ki aşk yine engel tanımamış, bu iki farklı kişilik birbirine delicesine tutulmuşlardır. Ancak bir sorun vardır: Aphrodite evlidir. Üstelik topal ve çirkin Hephaistos ile. Güzel Tanrıça başkasına gönlünü kaptırmaktan kendini alıkoyamamıştır. İki Tanrı gizlice buluşmakta ve birlikte olmaktadırlar. Bir yandan da tedbiri elden bırakmazlar. Yanlarına aldıkları bekçi Alektryon o kadar keskin gözlüdür ki daha güneş dağların arkasından görünmeye başlar başlamaz haber yetiştirir aşık çifte. Günlerden birinde Alektryon uyuyakalır ve gün doğumunu kaçırır. Tanrıça’nın kocası eve gelir gelmez bu rezaleti görür. Eser, gürler, çok öfkelenir. Ancak tabi ki zavallı bekçi Tanrılardan daha çok ceza çekecektir. Ares bekçinin bu hatasını bir daha asla unutmasın diye gün doğumunu haber veren horoza çevirir. O günden beri Alektryon’un ruhunu taşıyan her horoz gün doğumunda bizlere haber verir ve ötmeye başlarlar.

15-DAKTYLLER

Bu maddede sizinle hikayeden çok bir bilgi paylaşmak istedik. Daktyller, mitolojide parmak büyüklüğündeki cinlerdir. Daktyl, parmak demektir. Sanıyoruz ki ‘daktilo’nun kelime kökünün nereden geldiğini artık biliyoruz.

16-ZÜMRÜDÜ ANKA KUŞU EFSANESİ

Sıradaki mitolojik hikayemiz insanlardan ya da Tanrılar’dan oluşmasa da yine de listemizde yer vermek istedik. Çünkü bu hikaye bizlere güzel olan birçok ders vermektedir. Zümrüdü Anka; Simurg, Kaknüs, Cennet Kuşu olarak da bilinmektedir. Birçok kültürde bu hikaye anlatılsa da değişim göstermeyip aynı şekilde karşımıza çıkması ilginçtir. Anka Kuşu, kuşlar dünyasının en bilginidir ki zaten bilgi ağacında yaşamaktadır. Ters giden bir şey olduğunda bütün kuşlar ona danışır. Bir gün Anka, ortalıktan kaybolur. Kuşlar dünyası telaşa kapılır; ancak düşünürler ki Anka gitse gitse Kaf Dağı’nın tepesine gitmiştir. Hep beraber aramaya koyulurlar. Kaf Dağı’nın yolu ise çok çetrefillidir. Yedi zorlu vadi geçilmelidir. Kuşlar yılmadan yollarına devam ederlerken ilk vazgeçen kuş bülbül olur. Çünkü güle olan aşkına dayanamaz, ona geri döner. İkinci kuş papağandır, o da güzel tüylerini bahane eder. Üçüncüsü kartaldır, yükseklerdeki krallığını daha fazla bırakamaz. Dördüncüsü baykuştur, yıkıntılarını özler. Beşincisi balıkçıl kuştur, bataklığını özler. Derken derken kuşlar teker teker vazgeçmektedirler. Nihayet yolun son iki vadisi ‘şaşkınlık’ ve ‘yok oluş’ta bütün kuşlar geri döner. Geriye yalnızca otuz kuş kalır. Onlar yılmadan Kaf Dağı’na varırlar. Ancak bakarlar ki burada Anka yok. O zaman anlarlar. Simurg Anka, ‘Otuz Kuş’ demektir. Ve Anka kendileridir. Her biri Simurg’dur. Simurg Anka’yı beklemekten vazgeçerek şaşkınlık ve yok oluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklıklarımızda, tüneklerimizde, kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.

Hazırlayan: Çisem Zeybekoğlu